Doğacak Olanlara

(Bertolt Brecht, 1939)

04.11.2026

Fotoğraf: Joseph Breitenbach, Paris, 1939.



Brecht’in bu şiirini onyıllardır bilirdim; özellikle de şu bölümünü:

Oysa biliyoruz:
Alçaklığa duyulan nefret bile
Yüzünü çirkinleştirir insanın.
Haksızlığa duyulan öfke bile
Sesini çatallaştırır. Heyhat!
Dostça yaşamanın tohumlarını
Ekmek isterken
Dostça olamadık kendimiz.

Sadece benim kuşağımın değil, benden önceki ve sonraki birkaç kuşağın da hırçınlığını, bir türlü doğru hedefe yöneltemediği öfkesini ve bir türlü huzur bulamayışını daha iyi ifade edebilen başka bir şiir hatırlamıyorum. Ancak 2017-2023 yılları arasında, esas olarak gönüllü bir sürgün kimliğiyle ülke ülke dolaştığım altı yılda, şiirin başka bir bölümünü de hatırlar oldum:

Çünkü biz,
Ayakkabılarımızdan daha sık ülke değiştirerek,
Sınıf savaşlarının içinden geçtik umutsuzca,
Haksızlığın hüküm sürdüğü, ama
Haksızlığa karşı öfkenin olmadığı zamanlarda.

Kuşkusuz Brecht’in “Ayakkabılarından daha sık ülke değiştirdiği” dönemle benim kastettiğim dönem aynı değil. O Hitler/Mussolini/Franco diktatörlüklerinin hüküm sürdüğü bir Avrupa’dan kaçmış, koca bir dünya savaşının başlamasına tanık olmuştu. Onun içinden geçtiği sınıf savaşlarıyla benim tanık olduklarım, esasta aynı savaşlardı belki, ancak şiddet ve acımasızlık açısından çok farklıydılar birbirlerinden. Ama işin aslına bakarsanız, ikimiz de kapitalizmin yersiz-yurtsuzlaştırdığı insanlardık işte. İkimiz de haksızlığın hüküm sürdüğü zamanlarda yaşadık, arada seksen yıl da olsa.

Şiirin bütününe baktığımda, sadece şu ya da bu dönem için değil, bütün bir çağ için ne kadar anlamlı olduğunu görüyorum şimdi. O yüzden şiirin tamamını çevirmek farz oldu. Almanca aslından, ama İngilizce çevirilerine de danışarak; biraz yapay zeka (ChatGPT) desteği alarak, ama ona mahkum kalmadan.

Şiirin başlığı “An die Nachgeborenen”: “Bizden Sonra Doğanlara”, “Gelecek Kuşaklara” ya da “Bizden Sonrakilere” olarak da çevrilebilirdi.

1.

Karanlık bir çağda yaşıyorum vallahi!

Masum bir söz ahmaklık. Kırışmamış alın
Duyarsızlığa delalet ediyor. Kahkaha atan
Henüz duymamış
Korkunç haberi.

Nasıl bir çağ ki bu
Ağaçlardan bahsetmek bile suç neredeyse
Çünkü bunca kötülük karşısında
Susmak demek aynı zamanda!
Şurada sakin sakin yolda yürüyen adama
Artık erişemez mi dostları—
Darda olanlar?

Doğru, geçimimi sağlayabiliyorum hala
Ama bilin ki bu yalnızca bir rastlantı.
Yaptığım hiçbir şey,
Karnımı doyurma hakkı vermiyor bana.
Tesadüfen kurtardım paçayı. (Şansım yaver gitmezse
Perişan olurum yine.)

Diyorlar ki: Ye, iç! Sahip olduklarına bak da sevin!
Ama nasıl yerim, nasıl içerim
Yediklerim bir açtan çalınmışken
Ve bardağımdaki su bir susuzdan eksilmişken?
Yine de yiyorum, içiyorum işte.

Ben de isterdim bilge olmayı.
Kadim kitaplarda yazılı ne olduğu bilgeliğin:
Dünyanın kavgasından uzak dur ve şu kısacık zamanı
Korkusuzca geçir
İdare et şiddete başvurmadan
Kötülüğe iyilikle karşılık ver
İsteklerini yerine getiremiyorsan, unut gitsin
Budur işte bilgelik.
Bunların hiçbiri gelmiyor elimden:
Karanlık bir çağda yaşıyorum vallahi!

2.

Kargaşanın hüküm sürdüğü günlerde vardım kentlere,
Açlığın kol gezdiği günlerde.
Ayaklanma günlerinde karıştım insanların arasına
Ve onlarla birlikte öfkelendim.
Böyle geçirdim işte
Yeryüzünde bana verilen zamanı.

Yemeğimi savaşların arasında yedim.
Katillerin arasında yattım uykuya.
Sevgiyi sakınmadan yaşadım,
Doğaya sabırsızlıkla baktım.
Böyle geçirdim işte
Yeryüzünde bana verilen zamanı.

O günlerde yollar bataklığa çıkıyordu.
Dilim beni ele veriyordu celladıma.
Yapabildiğim pek az şey vardı. Ama ben olmasam,
Daha güvende olacaktı iktidar sahipleri;
Buna inandım.
Böyle geçti zamanım.

Yeryüzünde bana verilen zaman.

Gücüm pek azdı. Hedef ise
Çok uzak.
Apaçık görüyordum görmesine,
Ama yakın değildi ulaşabileceğim kadar.
Böyle geçirdim işte
Yeryüzünde bana verilen zamanı.

3.

Bizim içinde boğulduğumuz tufandan
Bir gün çıkıp gelecek olan sizler,
Hatırlayın bizi.
Bizim zaaflarımızdan söz ettiğinizde
Hatırlayın
Kurtulmuş olduğunuz
O karanlık zamanı.

Çünkü biz,
Ayakkabılarımızdan daha sık ülke değiştirerek,
Sınıf savaşlarının içinden geçtik umutsuzca,
Haksızlığın hüküm sürdüğü, ama
Haksızlığa karşı öfkenin olmadığı zamanlarda.

Oysa biliyoruz:
Alçaklığa duyulan nefret bile
Yüzünü çirkinleştirir insanın.
Haksızlığa duyulan öfke bile
Sesini çatallaştırır. Heyhat!
Dostça yaşamanın tohumlarını
Ekmek isterken
Dostça olamadık kendimiz.

Ama siz siz olun, insanın insana yardım edeceği
O günler geldiğinde,
Merhametle
Anın bizi.